sen göçeli yaklaşık bir ay olacak, her şey çok gerçek ama değil gibi de… arasam açacakmışsın gibi o telefonu. ararsam saçmasapan telesekreter sesiyle irkileceğim diye korkmaktayım. muhtemelen asla cesaretim olmayacak o sesi duymaya…
başucunda durup elini okşadığım o vakitlerde hep haykırdım “kalk ben geldim, kalk!” diye. önümdeydin ama kalkacağına tüm yaşadıklarımın birer kabus olduğuna inanmaya o kadar hazırdım ki… dünya seninle çok güzel bir yerdi, o tatlı göbeğinle daha da çekilir bir yerdi… ah dede, tüm konuşmalarımız kulaklarımla çınlıyor her vakit. bazen kendimi boşluğa bakarken buluyorum, buluyorum ve seni düşündüğümü fark ediyorum. sen gittikten sonra girdiğin o rüyam çıkmıyor aklımdan. iyi bir yerde olduğuna inancım tam ama ben en iyi senin yanındaydım… gittiğimde kapın kapalıydı ilk defa, çöktüm ağladım sana, bulutlarla birlikte. kedini besledim, yenisini çektirmeye vakit bulamadığın anahtarın kaldı elimde. senden bana kalan üç şey var; kırık anahtarın, her daim yanında bulundurduğun, sen kokan mendilin ve nasihatlerin. eğer bir gün bu torunun bir şeylerde başarılı olursa en çok senin için, sen gör ve gurur duy diye. duyacaksın da eminim! seni çok seviyorum dedem… ben geldim kalk-a-madın kırılmadım aklın kalmasın, yattığın yer ışıksız kalmasın…
161122, 2334
gümrah
