Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

önceleri,

  "... başarısız hissediyorum, bir anlamda hayatım gerçekten de bomboş ve hayatımda ne olduğunu önemseyen çok az insan var. bazı şeylerin nedenini anlamak çok zor bazen, hayatta bir anlamı olacağını sandığım şeylerin sonunda hiçbir anlamı olmuyor, beni sevmesi gereken insanlar sonunda beni sevmiyor." *güzel dünya, neredesin?, sally rooney.

ilkkaybım

 sen göçeli yaklaşık bir ay olacak, her şey çok gerçek ama değil gibi de… arasam açacakmışsın gibi o telefonu. ararsam saçmasapan telesekreter sesiyle irkileceğim diye korkmaktayım. muhtemelen asla cesaretim olmayacak o sesi duymaya… başucunda durup elini okşadığım o vakitlerde hep haykırdım “kalk ben geldim, kalk!” diye. önümdeydin ama kalkacağına tüm yaşadıklarımın birer kabus olduğuna inanmaya o kadar hazırdım ki… dünya seninle çok güzel bir yerdi, o tatlı göbeğinle daha da çekilir bir yerdi… ah dede, tüm konuşmalarımız kulaklarımla çınlıyor her vakit. bazen kendimi boşluğa bakarken buluyorum, buluyorum ve seni düşündüğümü fark ediyorum. sen gittikten sonra girdiğin o rüyam çıkmıyor aklımdan. iyi bir yerde olduğuna inancım tam ama ben en iyi senin yanındaydım… gittiğimde kapın kapalıydı ilk defa, çöktüm ağladım sana, bulutlarla birlikte. kedini besledim, yenisini çektirmeye vakit bulamadığın anahtarın kaldı elimde. senden bana kalan üç şey var; kırık anahtarın, her daim yanında ...

disappeared

  i feel like lost people i know.. how will this feeling go?

sıfatlarım

  hafıza mağduru*, dûzahî**, beyhûde***, mültefit****, meftûn*****! *didem madak, ağrı şiirinden; “…ben de icabında bir hafıza mağduruyum…” **farsça sıfat ve isim olan bu kelime, cehenneme ait olan manasına gelmekte… şimdilerde hangi şiirde denk geldiğimi hatırlayamıyor olsam da anlamını öğrendiğimde bir cehennemin en alt katında hissediyordum kendimi… cehheneme ait ancak herhangi bir cehenneme değil, “kafamdaki kendi cehennemime…” kafamdaki dûzahî! ***farsça bir sıfat olan bu kelimenin asıl formu farsça olumsuzluk bildiren ‘bī-‘ eki ile fayda manasına gelen ‘hūde’ kelimesinin bir araya gelmesiyle “bī-hūde” şeklinde olsa da zamanla “beyhûde” şekline bürünmüştür. tıpkı bu terim bilgilerinin sizin için anlamı gibi manası “boş, faydasız, gereksiz” olan bu kelime, yüreğime dünya dertlerinin hepsinin çok da gerekli olmadığını ve tüm kaygılarımın boş olduğunu fark etmemle birlikte hayatıma şak diye girmiş bulunmakta ve unutmamak adına bio’mda her daim bulunacaktır. ****arapça bir sıfat o...

tanrım(?)

  tanrım… bugün seninle dertleştik biraz, anlaştık kalbimde.. anlaştık(?) affedemeyeceğin bir davranışım oldu mu şu fani hayatımda bilmiyorum ancak hiçbirinde kötü bir niyetim olmadı… eğer varsan(?) kalbimi bilirsin; kızmazsın bana!  bence sana iman etmek, sorgulamaktan geçiyor. her şeyi tüm iyilikleri ve kötülükleri… ve eğer bir gün ben gerçekten sırf kalbimde kelebekler sevişiyor diye “taş” olmuş(!) bir kavme ait isemde sana aitim… senin insanınım, kul(?)unum…  tanrım, bence oralarda bir yerlerdesin ve insanlığı kendi kaderine bırakmışsın, ilk gününden bu yana hiç karışmamışsın, senin adını kullananlara en büyük cezayı vermiş/verecek olman dileği var kalbimde… yaşadığım kötülüklerle dolu bu hayata rağmen teşekkür ederim sana!

karalamalardankafamıniçi

  zor durumdayım, kalbimdeki tüm kasları da hissedebildiğim bir noktadayım aynı zamanda... içimdeki bu sıkıntı vücuduma ateş, kalbime sancı olarak geri geliyor... keşke her şeyi bu kadar düşünmeseydim, düşünmeden hareket edebilmeyi öğrenseydim.. önce ben diyebilseydim... sanırım her insan kendisini olmadığı bir insan şekline sokmak istiyor da bir türlü beceremiyor... 29722, 2340 gümrah

trajikomikbisatır

çok değil bir ay önce söylediğim şeylerin yanından ucundan şu an geçememem rezaleti, aşırı düşünmek benim sonumu getirecek asdfdf  *24722, gümrah  

ümit yaşar oğuzcan beni kör kuyularda

  " beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın, öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın."  *24722, 2230  **ümit yaşar oğuzcan, beni kör kuyularda

karalamalardan isyan

  sevdiğim insanların gözümün önünde birer birer eriyişleri çok can yakıyor... sürekli dik durmak zorunda kalmak(?) yüreğime dehşeti yaratıyor, güldüğümün saniyesi mutluluklarımın kursağımda kalmasından illallah ettim gerçekten. isyansa da isyan diyor yüreğim, yorgun ve bitiğim.  gözlerim sürekli puslu görmekte, gözlerimden akamayanlar yüreğimi boğmak üzere. bugünlerimi böyle düşlememiştim, ümit yaşar'ın bazı dizeleri yankılanıyor beynimde "... öyleyse çek sapla göğe bıçağını de ki; benim işim tanrılıktan güç benim hem yüksek, hem en aşağı işte ellerimde sonsuzluk ve hiç de ki; bir ömür verdin; en büyük yalan de ki; beden verdin; içi boş ve kof işte! yüce eserin, işte insan ve yırt göğsünü, bağır: of tanrım of." isyansa isyan artık, ben artık herkesi mutlu görmek istiyorum. mutlu ve sağlıklı. *24722, 2226, gümrah

çilekli brownie tarifiiiiiiiiiiii

selamlarrrrrrrrr mükemmel bir brownie tarifiyle geldiimmmmm acayip hafif!!!! açıkçası ben tek başıma bitirdim ama ortalama bi 4-5 kişi yer bu ölçüyü diye düşünmekteyim!! öncelikle malzemelerimizi şöyle muntazam bir şekilde sıralayalım kiii hazırlayın öyle devam edin okumaya 3 tane yumurtamız, 2 olsa da olur ama 3 daha iyi olur 1/2 su bardağı toz şekerrrrrr 1 su bardağı -ama full dolu dolu değil yani bu nokta önemli efenim- un 160 gram çikolata ister bitter katın ister sütlü paşa gönlünüz ne istiyorsa 150 gram da tereyağ -ortalama 12 yemek kaşığına tekamül ediyorrrr- 1 paket vanilya bir çimdik de tuz lütfennnnn ve çilekli yapmak isterseniz de çilek ayrıca içine fındık ceviz falan katabilirseniz lezzetine lezzet katıyor bence neyse gelelim hazırlanışınaaaaa!! ilk önce tabii ki çikolatamızı eriticez bunun için öncelikle tereyağımız eritiliyor, o tamamen erimeye yüz tutarken çikolatalarımızı parçalayıp atıyoruzzzzz. çikolatamız eridikten sonra kenara bırakıyoruz. sonra tek tek yumurtalarım...

tolstoy şeytan hakkında karalamalar

  bi süredir tolstoy şeytan kitabının kendi çapımda incelemesini yapacağım unutup duruyorum haburaya bunu yazıyorum ki hatırlayayım!!!!!!! editlenecek editttttttttttttttt: gelelim sonunda bu kitap hakkında iki kelam etmeyeeee!!! bilen bilir şu tartışmayı muhakkak!!! beni de bilen bilir ki sonuna kadar tolstoycu biriyim, asıl dostoyevski'nin ben.... tolstoy adamdır! velhasıl önce tolstoy'a olan sevgimden bahsettikten sonra diyebilirim ki uzun bir süredir okumak istediğim "şeytan" adlı kısa bi' hikaye olan bu kitap mükemmel noktalara değinmiş. kitabın sonunda da iki farklı senaryoyu bizlere göstererek esasında çok da bir şeyin değişmediğini göstermiş oluyor... kitap adından da anlaşılacağı üzere bir insanın hayatına aldığı "şeytan" ile ilgili. hangimiz hayatımıza şeytan almadık ki? almadıysanız efenim mutlaka alacaksınızdır beklemede kalın demişti dersiniz djfgsdf. buradan sonrası kitap hakkında spoiler içerir zaten 50 sayfa bi şey alın okuyun ondan sonra ...

yeniden

  bugünlere düşünmeden edemediğim bir konu var "yeniden yaşamaya başlamak." son zamanlarda çabaladığım yegane şey buydu, yeniden yeniden yeniden. oysa ki izin vermiyorum kendime yeniden başlamak için. ne zaman koyversem kendimi hayatın kollarına içimde birileri tutuyor, izin vermiyor. ve tam da bugün tüm bunları bazı şeyleri atlatamadığım için yaşadığımı düşünürken bugün tam tersine atlattığımı ve tam da bu sebeple yaşadığımı fark ettim... "sorun sende değil 'bebeyim' bende"nin vücut bulmuş haline dönmek üzereyken bu aydınlanmayı yaşamak beni mutlu etti. içimle de bi' anlaşma yaptık ne koyvereceğim kendimi ne de delicesine tutacağım, her zamanki insan olup duygularımı çatır çutur tüm dünyaya inat yaşayacağım. hala daha bir şeyler hissedebildiğim için mutlu olmalıyım üstelik. sobada elini yakarsan tekrar elini sobaya sürmekten çekinirsin, "sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer..." ve niceleri. boş tüm bunlar eyyy içim! düştüysek de kalkarız da...

pişmanlık ve çileler- sezai karakoç

rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür bir odun parçası aydınlatır ocağı annesi ateşin içinde hür rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür yağmurlar sırtlarıyla sırtım arsındadır şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın kalbimi bin parçaya böldü divane sır sesi geliyor sesi, günahkar çocuklarım şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır benim boyum ufak onun da ufaktı kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu onun bu ocakta yanan toprağı her gece rüyamda avuçlarımı yaktı benim boyum ufak onun da ufaktı benim gözlerim yeşildir onun kara ben günah kadar beyazım o tevbe kadar kara annesinin başı elleri arasında parmağında aydınlık günlerde kalma yüzük bir fotoğraf asılıdır duvarda aynaya, geceye, maziye dönük annesinin başı elleri o bir tüfeğin burnu havadadır ateş almak üzeredir mermisiz ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım siz beni ne anlarsınız... siz... bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz bir saman çöpüne tutunmuş kızların eteğini ben çektim neyleyim göğsümü karacadağ/'ın sert...

oscar wilde yalnız sıkıcı insanlar kahvaltıda parıldar kitabından alıntılar ve karalama

“düşünmek dünyanın en sağlıksız işidir ve insanlar tıpkı diğer nedenlerden öldükleri gibi düşünmekten de ölebilir." *şu an dilimize de geçmek üzere olan gençlerin boooolca kullandığı "overthinking" görüldüğü gibi çağımızın bir sorunu değil, yüzyıllarca kimilerini intihara sürüklemiş kimilerini delirtmiş? olan bu illet zannımca insanlığın kara bulutu, kırılamaz kara lanetidir... düşünmemeyi öğrenebildiğimiz günlere diyelim... "çağlara tamamen sanat aracılığıyla dönüp bakarız ve bereket versin ki sanat bir kez bile bize doğruyu söylememiştir." "hoşlandığım tüm cazip insanlar şımarık. cazibelerinin sırrı bu." "insan en az kendisini anlattığı zamanlarda kendisi olur. ona bir maske verin, işte o zaman size tüm gerçeği anlatacaktır." *şu kısacık ömrümde öğrendiğim bir şey var o da şudur: birisi size kendisinden bol bol bahsediyorsa olduğu kişiyi değil olmak istediği kişiyi anlatıyordur. kendi meselesini halletmiş birinin size kendisini anlatmasına...

kadercilik

hayat bazen böyledir demeyi öğrenebilmek gerekiyor çünkü arkadaşım, gerçekten hayat bazen böyledir, ara sıra kadercilik oynamak çok da kötü olamaz! *gümrah, 20622, 2311

arthur schopenhauer mutlu olma sanatı'ndan alıntılar

"neşeli bir mizaç, mutlu bir ruh hali. bunu acı ve sevinç kapasitesi belirler. beden sağlığı ve iç huzuru; anlayışlı olmak mutluluğun ana parçasıdır. düşünmemekte hoş bir hayat vardır." hayat kuralı no1 aklı başında olan kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşindedir. hayat kuralı no2 kıskançlıktan kaçınmak: 'nunquam felix eris, dum te torquebit felicior. (başkasının mutlu olması seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın)' 'cum cogitaveris quot te antecedant, respice quot sequantur. (önünde ne çok kimsenin olduğunu görürsen ne çok kimsenin de arkanda olduğunu düşün.)'  hiçbir şey kıskançlık kadar uzlaşmasız ve acımasız değildir. hayat kuralı no3 edinilmiş karakter bir şey'i tutup ona sahip olmak istediğimizde hayattaki sayısız başka şeyden feragat ederek bunların sağından ve solundan geçip gitmek zorunda kalırız. karar veremez de yanlarından geçip giderken bizi cezbeden her şeye panayıra gelen çocuklar gibi el atarsak, o zaman bu tersine bir çaba, yani...

kendime uzun bi' dipnot

  bazı şeyler gelip geçici olabilir bazı şeyler ise kalıcı olabilir, kalıcı ya da geçici olacağına o "şey"lerin ta kendisi karar verir. o sebeple kendime bir dipnot, bir şey gidiyorsa bırak gitsin. kalıyorsa da kalsın. ne gitsin diye ne de kalsın diye savaş ver. çünkü hangisi için savaş verirsen ver o "şey"in istediği olacak günün sonunda.. sense verdiğin o anlamlı anlamsız mücadelenle kalakalacaksın ortada.  bazen bazı şeylerin gitmesi daha iyidir, kaldıklarından daha fazla mutlu ederler...  bazen bazı şeylerin kalması daha iyidir, gitmelerinden daha fazla mutlu eder kalışları... bazense... bazenler artabilir ancak sonuç her zaman aynı, gün sonunda buraya kendi kendine saçmalıyorsun o sebeple direksiyonu her zaman gevşek tut daha da iyi kontrol edersin. bir şeylere sıkısıkıya sarılmak her zaman doğru değildir, sana kalıcı hasarlar bırakan kazalar yaptırabilir.  *17622,0100

beynime karşı

her şey bir gün bitiyo' ise neden bu kadar takılıyoruz? *beynimde sürekli dönüp duran düşüncelere karşı* 15622,0048

gitmekten vazgeçmedi

*  neçe dedim ol sanemga barmagın kılmadı ol terk ahir barmagın munça kim hod-raylık körgüzdi ol ‘akl hayret kıldı tişlep barmagın *”o sevgiliye kaç kere gitme dedim.  o asla gitmekten vazgeçmedi.  onun bunca bencillik göstermesine (insan) parmağını ısırıp akıl hayret etti.” nevayi’den rubailer

gönlümü çıkarın ve yüz parça edin

*köksümni cefa tigı bile yare kılın könlümni çıkarım dagı yüz pare kılın her paresini bir sarı avare kılın ‘ışkım otıga bu nev’ ile çare kılın *”göğsümü cefa oku ile yaralayın, gönlümü çıkarın ve yüz parça edin, her parçasını bir tarafa atın, aşkımın ateşine bu yolla çare bulun” nevayi’den rubai

benim kırıklarım?

  sevdiğim bütün kadınların kalbi kırık, hepsini ellerim kesile kesile topladım öpe öpe iyi ettim… gözyaşlarımla yamaladım, peki benim kırıklarım? 13622,2319

gümrah

  yanlış yerdeyim. kulağımda “kalbenden yara” şarkısının “tanıdık bir yerde bul beni” dizesiyle kendimi bulmaya çalışıyorum.. kimsesiz, tek başıma, kendimle! 10622,0033

çirkinlerin içinde

  bugün hayat başka bi’ güldü bana, tüm çirkinliklerin içinden.. 8622, 0015 

sevgili rüyalarım

  rüyalar rüyalar rüyalar!!!! zihnimin dinlenmesine bi’ saniyecik izin verir misiniz?? lütfennn... en azından bu gecelik... 5622*

bu hayat beni

  bugün hayat güzel,  yaşamaya değer. ama yine de bu hayat beni 61 kenara … 270522, 2333

toprak ağır geliyor mu sana?

  defne’ye, tüm kalbimle benimleydin bugün.. dün ve önceki günlerde olduğun ve gelecek günlerde olacağın gibi… ağlamak faydasız, ağlamamak da yorucu ziyadesiyle.  bi insan kokusunu bile bilmediği birini burnunda tüterek özleyebilirmiş, bana bunu öğrettin. iki yıldır ne yaşıyorsam güzelim iyisiyle kötüsüyle senin için de yaşıyorum. içimde yaşatıyorum seni, benimle…  eğer gitmek zorunda olmasaydın da burada bizimle kalabilseydin bugünümü güzelleştirebilecek tek canlı sen olurdun…  hiç gelmedim diye kızıyorsundur belki hiç tanışmadığın bana.. gelemiyorum ki dayanamıyorum tüm bunlara… hele de bugün… küstüm, küsüm 25 mayıslara…  seviyorum seni defne, defnem, meleğim… ciğerimin köşesi.. toprak ağır geliyor mu sana acaba?   250522, 2333

hafıza mağduru

her şey birer rüya olsaydı bile sen hiç gerçek olmasaydın bile seni silsin istemezdi usum... yaşattığın tüm hisler, günler, şevkler... silinsin istemezdi usum... neyse ki tüm bunlar gerçek, ölüm kadar, yaşam kadar, hayat kadar, gerçek. neyse ki  ben de hafıza mağduruyum, ölümü unutur- -um seni unut-a-mam! *gümrah, 230522, 23:00

kayıp kavmin aşk yıldızı

"efsanaye göre dünyada aşk diye bir şey yokmuş. tüm kavimler, kabileler aşksız sevgisiz yaşarlarmış. bir gün sadece bir kavim, bu duyguyu hissetmeye başlamış. AŞK! aşk ama adını bile koyamamışlar henüz. nasıl ifade edeceklerini bilmiyorlarmış. bir gün bir delikanlı sevdiğini ifade etmek içim, bir yıldız çizmiş bir mağara duvarına. çünkü o güne kadar dünyada var olmayan bir duygunun, yıldızlardan gelen ilahi bir duygu olduğuna inanmışlar... sonra, tüm diğer kavimler, zalimler, saldırganlar o kavime düşman olmuşlar. çünkü aşka düşman olmuşlar... çünkü aşık olan kişi zalimlerden korkmuyormuş, zalimlerin kurallarına boyun eğmiyormuş, aşkı için ölmeyi göze alan insanları ölümle korkutmak mümkün olmuyormuş. zalimler bu yıldızı yasaklamışlar. o günden sonra her aşk, bir isyanmış aslında!"

çöplük

 

joanne greenberg- sana gül bahçesi vadetmedim'den notlar

  "belki bir belirtisi. bir keresinde, kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman, 'bana bunları dünya yapmasın diye' karşılığını vermişti. sonra, 'dünyanın neler yapacağını görmek için biraz beklesenize,' demiştim. o da, 'anlamıyor musunuz? eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum.' diye yanıt vermişti." "-bu olay ne gibi duygular yarattı sende? -bir süre sonra, yalnızca karanlık ve kaçınılmaz olanın yarattığı şaşkınlık kaldı. -kaçınılmaz olanın yarattığı şaşkınlık mı? -hiçbir yasanın olmadığı, yalnızca gittikçe yaklaşan bu korkunç yıkımın -Imorh'un- olduğu bir dünyada, bu yıkımın o dünyayı karartması kaçınılmaz bir şey. gene de -neden bilmiyorum- bu yıkımın yaklaşması ve hiç durmadan ummadığım yönlerden darbe yemek acı veriyor." "ama hiçbir şeyden emin olamıyordum. aldatılma konusunda çok becerikliyimdir biliyorsunuz. hatta yr...

birileri hep gelip geçecek bu dünyadan

  15/05/2022 emine avcı'ya saygıyla! defne'me hasretle, iki yıl önce bu sıralar adın "defne" olarak karar verilmişti bebeğim, çok değil bi on gün sonrasında da bizden kopup gittiğin, seni kaybettiğimiz günlere geleceğiz... kaybettiğim tüm kardeşlerine tek tek bir şeyler yazmıştım ama sana asla yazamamıştım... içimdeki yerin apayrıydı güzelim... senin gidişini hala daha annen de kabul edebilmiş değildi taa ki bugüne dek.  bugün uyandığımda aklım senin adını haykırıp duruyordu içerilerde varmış bi sebebin kendini hatırlatmakta ben görememişim bebeğim affet. affet ama ben henüz hazır değilim seninle tamamen vedalaşmaya her ne kadar iki yılı doldursak da öyle böyle. hazır olduğumda geleceğim yanına toprağını koklayıp koyacağım defne yaprağını yanına adını hiçbir zaman unutma diye.  -teyzem, bu satırları yazarken gözlerimin dolduğunu görebiliyorsundur belki bir yerlerden ama yemin ederim üzülmüyorum sadece hasret, hasretinden doluyor gözlerim.. özledim seni çok!- bugün büy...

renas jinan | janya

  tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş kiliselerin çanları sağır... minareler kısa... dekolte doktrinler giyinmiş abdal... geç kalmış, geç yağmış yağmurlarla dolmuş  sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle bulanmışlar nükleer sevdalardan olan kuleler, rokoko kristallerle süslenmiş tünellerde lime lime olmuşlar, bikes düşlere darılmışım, sıçramışım ve gelmişim janya, sızlayışlarıma vokalistlik yapsana (dağ keçisi kavmine uyku haramdır) anktik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden, içimin semasında, martılar kamikazeyi uçuşlar yapıyor, buğdayi hasretler, acılar değirmeninde bir an olsun dinmiyorlar, filizlenmiyorlar, ufaldıkça ufalıyorlar, alfabelerden bir harf eksiliyor  öldüğüm zaman, aahhh... yazık janya, yüreğim ağzımdan çıkacak oluyor kahırlardan... kula renginde kaç akşam geçip gittiyse de, hayaller gemisinden sarı saçlı bir kıvılcım inmedi, bir deri bir kemik kalmış duygularımın kıyılarına, kül rengi entarisinin içinde  sahte bir peygamber, yalan...

kadınlar için sone | ümit yaşar oğuzcan

  kadınlar için sone* ben güzel gözlü** kadınları severim bir de küçük ayaklıları uzun boyunluları hem nasıl severim, öyle severim işte terler avuçları, kesilir solukları ben mahzun kadınları severim yavru ceylan kadınları, ürkekçe  hem nasıl severim, öyle severim işte bilemezsiniz ne güzeldir, öpüştükçe ben akıllı kadınları severim düşünen, az konuşan, o çok bilen her yerde, her zaman nazı çekilen hem nasıl severim, öyle severim işte içimde büyük, sonsuz ateşler yanmalı ve ölümüm o kadın yüzünden olmalı *kadınlar için sone, ümit yaşar  **ayten'e atfedilen şiirlerden ...