Ana içeriğe atla

all quiet on the western front


 bu denli korkunç bir savaşın halka ulaşma şeklinin bambaşka olduğunu filmin ta ilk dakikasından anlıyoruz. heyecanlı ve kendilerine macera arayan bir grup gencin savaşa katılmasıyla birlikte hikayenin bütün çirkinliğine dahil ediliyoruz....

en baştaki sahnede ölen askerlerin kıyafetlerinin toplanıp temizlenip yeni gelen "çaylaklara" verileceği bizlere gösterilmeseydi eğer inanın bir sonraki sahnede "yanlış isim" etiketlerini katiyen anlamazdım, bir şeyler sezsem de konduramazdım muhtemelen. gerçek dünyanın ilk çirkinliği ve sahteliği ilk olarak o sahneyle birlikte vuruluyor yüzümüze ve daha niceleri...

erlerin yiyecek ekmek bulamıyorken ya da bulduklarında perişan hallerde yediklerine tanık olurken aynı zamanda sahada olmayan insanların ziyafetlerine ve ego tatminlerine de tanık oluyoruz. unutmamak gerekir ki en iyi liderler erleriyle birlikte sahada olanlardır... 

savaş her yönüyle kötü, birçok yönüyle çirkin, iğrenç... mesela ateşkes kararı verilmişken ateşkes saatine15 dakika kala Fransızlara saldırma emri veren generalin onlarca insanın ölümünde parmağı vardır gözümde. ki zaten baştan sona hikayesine tanık olduğumuz karakterin de ateşkese neredeyse saniyeler kala öldüğünü görüyoruz... ben tam bu noktada generale küfürler saydırırken acı tablo yazılmaya başlandı bizlere;


birinci dünya savaşında tam 17 milyon insan ölmüştü... bunların sadece 5 milyonu batı cephesine gerçekleşmişti... üstelik Fransızlar ve Almanlar birkaç yüz metrekare toprak için çabalamıştı... ne acı bir bilanço... 

bu filmle birlikte savaşın ne denli farklı açıları olduğunu ve ne denli korkunç olduğunu görmüş olduk. umalım ki üçüncü bir dünya savaşı yaşamaz bu dünya... 

selamla...