Ana içeriğe atla

jale demirdöğen-kabul'den alıntılar

kabul'den

öncelikle kitabın ilk sayfalarında bu kitaba dair umutlarımı yeşerten ve merak duygumu, okuma isteğimi körükleyen birinci perde başlıklı ana bölümden bir alıntı yaparak başlamak isterim... zaten kitap boyu bu cümleyi unutamıyor insan ve kitabı da bu cümleyle bitiriyor: "... önce sonrasızlığı sonra da öncesizliği seçmiş olmak..." (s. 21) buradan sonrası artık anlatıcıdan yani suçluluk duygusunun ağzından:

"... Kendilerini keşfedememiş, huzura erişememiş ve anlamı içlerinde değil de dışarıda arayan insanlar hep birbirlerinin yerinde olmak isterler. Gözleri hep diğerindedir onların. Daima bir arayış içinde oldukları için bir türlü bulundukları yere ait hissedemezler. Neye ihtiyaçları varsa, ona sahip olduğunu düşündükleri kişilere imrenir, onların varlığını gözlerinde büyüterek, sahip oldukları meziyetleri ve dolayısıyla da kendilerini küçümserler. Kendilerinde olmadığını düşündükleri o şey her ne ise, onun yokluğu büyüdükçe büyür, kendilerine ait olanlarsa küçüldükçe küçülür. Bu durumda yokluk varlığı eze eze yener ve mekân görünmez hâle gelir. Kendi bulunduğu yeri elinde olmayanın yokluğuyla görünmez kılan insanın yaşadığı yer zihinlerindeki derin boşluktur...." (s. 154)

"...Birbirinden farklı hisler içinde ve yerde olan iki insanı bir odaya kapatsanız ve onlar birbirlerine bulundukları yerin ve durumun olumsuz taraflarını saatlerce anlatsalar, eğer yokluğunu hissettikleri şeyin ötekinde olduğuna inanmışlarsa, ellerindekiler için mutlu olmayı yine de akıl edemezler. Bu yalnızca insana has bir körlük, yalnızca hırsa has bir sağırlık, yalnızca egoya has bir açlıktır. Toprağı nemliyse bitki suyun daha fazlasını istemez. Karnı toksa hayvan yemeğin daha fazlasını istemez. Tatlı sularda bir yıl olgunlaşmayı bekleyip de yeryüzüne çıkar çıkmaz öleceğini bilen mayıs sinekleri bile hiç değilse yirmi sekiz gün yaşamak için kaderini arılarınkiyle değiştirmeyi dilemez. Doğadaki canlılar onlarla yetinirler. Ama insan neye sahip olursa olsun hep daha fazlasını ister. Kendinde olmayanı, yani ötekinde olanı... Bu problemi yalnızca, zihninin haykırdıklarına değil de kalbinin fısıldadıklarına kulak kabartabilen insanlar çözebilir. Sesi değil de sessizliği duyabilenler... İnsana gerçekte neye ihtiyacı olduğunu söyleyebilen tek şey ses değil sessizliktir...." (s. 155)

"... İnsanlar atmıyorlar zaten. Özenle saklıyorlar. Dondurup da saklıyorlar, bir sandığa kilitleyip de saklıyorlar, rafa kaldırıp da saklıyorlar, not alıp da saklıyorlar, defterin arasına koyup da saklıyorlar; daha sonra bulmak ve kendilerine özenle acımak için illaki saklıyorlar..." (s. 176)

"... Uyanıp aydınlanamamış, hayatı hep onlara musallat olan duygularla mücadele içinde geçmiş insanlar için ölüm enfes bir kurtuluştur diyebilirim..." (s. 186)

"... İnsanlar bir dakika sonra ne olacağını bile bilme gücüne sahip değilken nasıl olup da ânı rahatça gözden çıkarabiliyorlar, bilmiyorum. Hatta ânı gözden çıkarmakla kalmıyorlar; büyük konuşabiliyor, uzun vadeler için yapılan planlar yapabiliyor, söz verebiliyor, yemin edebiliyor, nefret besleyebiliyor, intikam hırsıyla yanıp tutuşabiliyorlar. Bu, evrene ve Yaradan'a karşı sağlam bir kafa tutma şekli. Ve ne yazık ki gafletten ve kibirden başka bir şey değil..." (s. 253)

"... Hiçbir şey. En acıklısı budur işte. Hissetmesi gerekmeyen birinin utanç hissetmesi, suçluluk duyması gerekmeyen birinin kendini suçlaması, yetersiz olmayan birinin yetersiz hissetmesi ve değerli olan birinin kendisini değersiz görmesi acıklıdır. Bu, insana en zorlu duyguları taşır, en sağlıksız ilişkileri yaşatır ve hayatını en kalitesiz şekilde geçirmesine neden olur. Çünkü bu duygular kişinin kendisini sevmesini engeller. Kendisini sevmeye kişi, sevilmeyi hak ettiğine de inanmaz. Bütün bu olumsuz duygular o kişinin içinde paslı bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlanır, alt etmek için bir şey yapmazsa onu esir alır, önce zihnine sonra da inancına dönüşür. Ve kişi yaşadığı her şeyin sonunda, anlamsızca sorulan ve yeryüzünde cevabını kimsenin veremediği o tek soruya gelip dayanır. Neden ben? Bu neden benim başıma geldi? Hatayı nerede yapmıştım? Zerre kadar değerim yoktu da onun için miydi? İşe yaramazın teki miydim ben? Öyleydim, değil mi?..." (s. 277)

"... Dünyadaki herkesin, yaptığı haksızlığın ya da işlediği suçun farkına varıp beni bunun için davet edeceğinin garantisi yok. Dünya, birilerinin hayatını mahvetmiş olduğu halde vaktinde uyanamayıp vapuru kaçırdığı için beni ruhlarına davet edebilen insanlarla dolu. Birilerinin pişman olduğunu görmeyi bekleyerek tüketilmiş hayatlar içimi acıtıyor, çünkü evrenin bu bekleyişten vazgeçip içindeki güce sarılan herkese, tüketmeye kıyamayacağı kadar kıymetli anlar sunacağından habersizler..." (s. 294)

"... Ah be insan, dedim içimden. Yaşamadan bilemeyeceğin her şey için ne büyük cümleler biriktiriyorsun karnında! Oysa hayat insana hep yargıladığını yaşatıyor..." (s. 305)

"... Şu yalan dünyayı nasıl seveyim... Bir gün olsun yüzüm güldü mü sanki..." (s. 308)

gümrah