Ana içeriğe atla

kasım ayı izlenenler ve okunanlar

 

izlenenler

filmler

1. küçülen hayatlar 7/10

filmin konusu itibariyle ilginç bir yapım olacağına emindim zaten ama bu kadar dolu dolu işleyeceklerini de düşünmemiştim. iki saat süresinin olması beni bir süredir itiyordu ama nasıl aktı gitti anlamadım. nezleyken battaniye altında ballı sütümü içerken gayet keyifle izledim. bilim kurguluk bir ana temaya rağmen hayat gerçekliğine dokundurmaları çok güzel olmuş, beklenmedikti bu sebeple daha da sevdim bu dokunuşu. insanın her zaman her yerde insan olduğu gerçeğini görmüş olduk. he birde bir amerikan her zaman bir amerikandır... bu cümleyi de sona doğru kurmamak imkansızdı. 

2.uykucu 8/10

uzun zamandır izlediğim en iyi türk filmiydi. üstelik bir gece vakti beni hasta halimle daha fazla spoiler yemiyim canım dedirtip sinemaya götürtmüştür. izleyenlerin genel olarak “soluksuz” izledim yorumlarını görmüştüm benzer bir yorum yapacağım ben de tek solukta bitti film. yer yer elbette tahmin edilebilir tarafları vardı ancak tahmin edilebilirliğinin altında bile tahmin edilemezlik vardı. işte benim de bir filmi izlerken en sevdiğim şey de bu. bilindiğin içerisinde ters köşe yemek. ne yalan söyleyeyim sonda da ferman’ın bir ters köşesi olacağına o kadar emindim ki… ama biz görürüz diye düşünmüştüm, göremesek de sesini duyduk  SARE IŞIK!!! 

3. the moon 6/10

tek kişilik dev kadro diyebilir miyiz acaba... yani dev kadro diyemesek de tek bir oyuncu ne kadar iyi bir iş çıkarabilirse o kadar iyi bir iş çıkartmış. konu güzel, işleniş de güzel ben sadece samler olayı çözdükten sonra orijinal sam'e ne olduğu hakkında da bilgilenmek isterdim. kendisi mi klonlanmayı kabul etti farkında olmadan mı klonladılar??? yani sona baktığımız zaman sanki özel bir izin yokmuş gibiydi ama işte gibi, belki... gibi ihtimallerle izleyiciye bırakılmış bu durum, keşke bırakılmasaydı. o yanı eksik kalmış bence. bunun dışında gareth'in tam bir pislik olduğunu düşünüyordum bilim kurgu filmlerinde işlenen bütüüüüüüüün yapay zekaya sahip yardımcı robotlarda olduğu gibi yazılımının sadece şirkete hizmet etmek üzerine kurulu olduğunu düşünmüştüm, yanıldım. gareth, samlere hizmet etmek için yaratılmış ve samlere hizmet etmeye devam etti... son olarak son sahneleri sadece diyaloglardan ibaret değil de hızlı geçiş de olsa birkaç görüntüyle desteklensin isterdim ama sanırım düşük bir bütçe(?) ve yapım yılı (2009) itibariyle pek mümkün olmamış gibi gözüküyor. keyifli bir filmdi.

4. primer 5/10

yani 7k dolarlık bir bağımsız bilim kurguydu izlediğimiz böyle müthiş film efektleri ya da sinematografi beklentisiyle izlemedim filmi bu sebeple çekim açılarını sevdim. hatta öyle ki bilim-kurgu değil de bir grup mühendisin belgeselini izliyormuşum hissindeydim. e belgesel havasında olunca oyunculuklar da öyle müthiş bir beklentiye sokmadığından tatmin edebiliyor. konu zaten bilim kurgu filmlerinin ana malzemesi olan zaman makinesi/zamanda yolculuk ilginç bir konu basit bir şekilde (yaniii çok gündelik olarak) beyaz perdeye aktarılmış. filmden hoşlanmama sebebim ise izleyiciyi içine hiç almayan bir yapım olduğunu düşünüyorum. tamam bağımsız filmlerin biraz aykırı yönleri olur bunu kabul ederek izlerim ama genel mühendislik 101 bilgileri olmadan bu filmi anlayabilmek, en azından ilk yarısına tahammül edebilmek mümkün değil. izlerken bir ara durdurup filmin incelemelerine baktım. ben ne izliyorum şu an?? ne inşa ediyorlar/ ettiler bunlar?? sorularına filmi izlerken salt şekilde ilk yarıda cevap almak mümkün değildi kendi adıma. ikinci yarıda izleyici de anlıyor inşa edilen şeyin ne olduğunu falan ama öyle karmaşık ki diyaloglar neyi neden yapıyorlar, yine anlamak mümkün değil. belki de birkaç defa izlenip anlaşılacak filmlerden biridir hatta eminim öyledir ama tekrar bu filmi izleme mentalini kendimde görebileceğimi zannetmiyorum...

5. now you see me the second act 6/10

üçüncüsünün de vizyona girmesi şerefine now you see me the second act izlemek boynumuzun borcu oldu. instagram reelslerinde sıklıkla karşımıza çıkan o mutteşem aranma sahnesi bu filmdeymiş, izlerken o kadar tanıdıktı ki her hamle... ve o kadar da tatmin etti ki. film zaten adı itibariyle de sihirle o kadar dolu ki... illüzyon olmayan hiçbir sahnesi yok diyebilirim. bunda da yatan emeği göz ardı etmek kesinlikle mümkün değil. hikaye açısından diğer filmle direkt bağlantılı olması bence gayet yerinde bir karar olmuş o kadar t*şaklı bir adamın bir intikam planı içerisinde olmaması ayrı bir illüzyon olurdu. HARRY POTTER'ı yine bir sihrin içerisinde görmek de filme ayrı bir hava katmış kesinlikle. ilk filmde bahsedilen dylan'ın babasının thaddeus yüzünden, onun kışkırtmaları sebebiyle ölmesi hikayesi beni çok açmamıştı zaten, morgan abimizin kötü rollerde oynamasına pek alışkın da olmamamdan da kaynaklanmış olabilir. ortak oldukları bilgisini filmin finaline saklasalar da ilk filmin başından beri ortada olan bir olguydu bence. sadece dylan'a neden 30 yıl boyunca açıklamadığı, ifade etmediği hikayesi bence tatmin edici değildi ya da babasının hiçbir şekilde oğluna bundan bahsetmemesi de aynı şekilde. bunun dışında dylan'ın babasının ölüş şeklini bir şekilde görürüz diye umut ediyordum ya da en azından bize açıklanabilir gibi gelmişti ama sanırım bazı şeylerin gizemli ve ortada kalması da bilinçli seçilmiş bir hareketmiş gibi. neyse film birçok şeye 'göz' kırparak bitti ama gerçek bir final olarak bitti bence, hikayede eksikliklerin olduğunu düşünmüyorum bu sebeple yeni filmde eski hikayelerle bağlantılı bir hikaye çıkartıp çıkartmadıkları ya da ne tür bir hikayeyle karşımıza çıkacakları açısından merak içerisindeyim..

6. mukadderat 6/10

toplumsal olarak birçok eleştirel mizahın bulunduğu bu yapımı ben çok sevdim. izlerken ablamın şöyle bir yorumu oldu: "filmin bir olayı yok; başladı, devam etti ve bitiyor..." aslında filmin olayı da bu. o kadar gündelik hayatta karşılaştığımız hatta belki de birçoğumuzun yaşadığı olayların eleştirel şekilde bir mizah unsuru olarak bize sunulmasını izledik. yalan yok kahkahalara boğulup izlediğimi söyleyemem elbette ama hayatın hangi noktasında sürekli kahkaha atıyoruz ki?? zaten ölümle başlayan bir filmde de çok fazla gülmeyi beklememek gerekiyor diye düşünüyorum. düşündürme unsuru da güldürüsü de ayarındaydı. e kadroya diyecek söz yok zaten sadece merak ediyorum nur sürer'in gudubet olmayan bir karakter canlandırdığına denk gelecek miyim... 6-7 kişiyle harika bir iş çıkarttıklarını düşünüyorum. üstelik öyle muğlada, antalyada, adanada ne bileyim trabzonda falan yani klasik sürekli film/dizilerin çekildiği yerde değil kastamonuda çekilmiş olması da bence filmi daha da hayata bağlamış. ne yani saydığın iller hayattan değil mi denilirse, elbette onlar da hayattan ama onları o kadar çok yapımda gördük ki... güzide ülkemizin güzide olmayan bir şehri mi var?? ben kastamonuyu bir yapımda izlemekten ayrıca zevk aldım. (PS: kastamonulu değilim!!1!)  velhasıl kelam yapımda emeği geçen herkesin eline emeğine sağlık.

diziler

1. legenden/ the asset 6/10

hafta sonu oturup izlemelik bir dizi olmuş, onay alırsa ikinci sezonu gelir gibi geldi bana. sonuçta tea ve yasin'e kim/ler sıktı. ashley neler yapacak?? nihayetinde miran zekiydi evet ama sonuçta erkekti. erkek dünyasındaki kadınlar daha da zeki olurlar ve işin içine suç da girince zekaları daha da kıvrak olmak zorunda oluyor. sanırım bir sezon boyu izlediğimiz salağa yatan ash'i eğer izin çıkar da çekilirse ikinci sezonda zeki biri olarak izleyeceğiz... tea'nin de onunla mutlaka yollarının kesişeceğini düşünüyorum. ayrıca şunu fark ettim, suçlu odaklı çekilen filmlerde izleyici ister istemez suçlulara karşı sempati besliyor... bunun psikolojideki karşılığı nedir acaba? sonunda miran'ın pislik işleri yüzünden dağılan bir aile varken ben sadece folke puştuna sinirlenmiştim. değer yargıların ne kadar da subjektif olduğunun bir kanıtı sanırım bu... olaylar heeer zaman çift yönlüdür heeeer zaman. bence tea'nin ash'e duyduğu sempatinin sebebi de bu idi.

2. true detective 1. sezon 8/10

çok uzun zamandır adını duyduğum ve listemde beklettiğim efsanelerden birine başladım bu ay. bazen iyi dizileri çok erken izlemek beni rahatsız ediyor, zihnimden silinip tekrar tekrar izlemek istediğim 10 tane falan dizi/film sayarım sanırım. bu listeye bir yenisi daha eklendi mi? en azından bu sezonuyla değil. true detective'i yorumlarken özellikle her sezonun kurgu ve karakterlerinin farklı olması sebebiyle her sezonu ayrı puanlayıp ayrı yorumlamak istiyorum. velhasıl, ilk sezon gerçekten baştan sonra pür dikkat gerektiren bir sezondu. ben zaman zaman koptum ve koptuğum kısımlara geri dönüşler yaşadım. sezon boyu nerede ne geleceği pek belli olmuyordu. hikayeye tanıklık eden iki polis memurunu izleyerek başlayıp kısmen orada da finale kadar geliyoruz. o kısma kadar bize hikaye gayet güzel ifade ediliyor ama yer yer o kadar karışıyor ki kafa anlamak zorlaşıyor. ben rust genel kanıya göre çok sevilen karakterlerden olan rust'tan çok hoşlanmadım. tamam dizi elbette ki bir kurgu ancak karakterlerin de bu kadar kurgulu olmasına gerek yok diye düşündüm. hatta rust karakterini izlerken 'hannibal' dizisini anımsadım yer yer, rust'ın da will gibi ulvi görüşleri olabilecek biri gibi işleyeceklerini düşündüm belki öyle işleselerdi bu kadar sınırları, keskin çizgileri ve iletişim problemi olan bir karakteri kabullenmek ve izlerken rahatsız olmamak benim için daha kolay olabilirdi ya da geçmişindeki yaşantılarına verilen bu karakterin geçmişini biraz daha biz izleyiciye aktarabilirlerdi diye düşünüyorum. nihayetinde martin'in bütün özel hayatına hakim olabildik ama rust'ta işler pek öyle gitmedi, oradaki gizemden hoşlanmadım. ve sezon boyu hoşlanmadığım tek şey bu oldu diyebilirim. işin uzmanı değilim ancak sinematografiye söylenecek söz sanırım yok, senaryo da çok zekice kurgulanmıştı. hatta öyle ki bence izleyiciye yem olarak birkaç ipucu atıldı.. işte bu yüzden pür dikkat gerektiren bir sezondu dedim. o yemleri yakalayabilmek için kesinlikle hikayenin içinde olmak gerekiyordu. ben hikayedeki o göz kırpmalarını da sevdim... 8 bölüm boyunca çözmeye çalışılan seri cinayetlere davet edildik, sonu da biraz beklendik biraz şaşırtıcıydı ama tüm detaylarıyla da açıklayıcıydı. ben bu sezonu sevdim, rust hariç. gerçi martin de bi bok değil.

3. true detective 2. sezon 8/10

yine aynı puanla devam ediyor benim için dizi. artık karakterlerin bu kadar 'batmış, kire/çamura bulanmış' ya da başka bir ifadeyle 'gri' çizgiler içerisinde yazılmasına alıştım diyebilirim. çünkü bu sezona kendisine gangster denmesinden hoşlanmayan bir gangsterle başlıyor izleyici ve onunla da bitiriyor. ama önceki sezon martin karakteri mesela gri idi ama grinin o kadar basit bir tonuydu ki bence rust'ın yanında esamesi bile okunmamıştı ama bu sezon öyle olmamış, bence frank, ray, ani ve paul izleyici için ayyynı kademede kalmıştır. frank bir gangster olmasına ve bir noktada olayın ondan tamamen çıkacağı düşüncesine kapılma olasılığı çok yüksek olmasına rağmen... bu sezonun kurgusu daha çok 'yozlaşma' üzerineydi demek yanlış olmaz gibi geldi bana. birçok yabancı yapımda bu yozlaşmaların çok sert işlendiğini izledik, true detective'in bu sezonunda da aynı sertlikte izledik diyebiliriz. seri cinayetlerden çıkıp olayları derin devlet/çirkin devlet meseleleriyle aksiyon/gerilim ve çözülmesi gerçekten oldukça ilginç ilerleyen bir gizeme bağlamaları bence dizinin karakterini tam olarak ortaya koymuş ve kendini tekrardan kaçınmış. diğer sezona yaptığım bir yorumun benzerini yapmak istiyorum yine, sezon ortasında izlerken hikayede sürekli izleyiciye yemler bırakıldı ve karakterlerin yine önemsemediği noktalarda izleyiciye daha çok göz kırpıldı. bunu artık bilerek yaptıklarını düşünmeye başlayacağım... hoşuma da gitti yalan yok, bu göz kırpışı fark ettikten sonra artık olayın oraya nerede bağlanacağını merak ettim, puzzleın birkaç parçası yerini bulmuş resim biraz gözükmeye başlamıştı ama diğerleri nereye yerleşecekti?? izledikçe bu yerleşmeyi hissetmek bence tatmin ediciydi. hbo cidden yapıyo bu işi, diğer sezon için de sabırsızlanıyorum. ve sanırım diğer sezonu yorumlarken yaptığım ilk yoruma artık katılmıyorum, zihnimden silinse de bir kere daha zevkle izlesem dediğim diziler arasına hoş geldin true detective, en azından şimdilik ikinci sezonu... 

4. true detective 3. sezon 9/10

tek solukta bitti gerçekten. en hızlı bitirdiğim sezon ve hikaye kesinlikle buydu. gizem hiç sönmedi neyin neden olmadığı ya da olduğunu izleyiciye çok güzel açıkladılar. bölüm arasında ilk sezona yapılan bir göz kırpış da iyiydi bence. diğer hikayelerde de bunda da aslında tüm cevap çok göz önündeydi ama karakterler, olayların gidişatı sebebiyle çok da üzerine gidilemiyor son ana dek. yaniii olay yerinde bulunan bir saman oyuncak var ve bu saman oyuncağın tek gözü kör olan siyahi bir adam tarafından verildiği çok açık... bir tane siyahi adam bulup sonrasında bu ipucu üzerine pek gitmemelerini saçma buldum çünkü önemli ipuçlarından biriydi. nihayetinde çocuğun evdeki dolabının içinde bulduğu hoyt firmasına ait bir bez çantadan yola çıkarak hoyt firmasıyla bir boklar olabileceğini düşünen bir dedektif hays var karşımızda ancak aynı dedektif bu siyahi adamın peşinden koşmayı da çabucak bırakıyor. neyse bu hikayedeki hoşuma gitmeyen en büyük nokta buydu. sinematografisi hakkında yine söylenecek söz yok sezona hatta dönemin ırkçı yaklaşımlarına da çok güzel dokunuşlar ve ifade edişler olduğunu ifade etmek mümkün, bir noktadan sonra hays'in sevgililik dönemlerinde melez karısına 'ortağımdan daha beyazsın' demesi de bunun en güzel kanıtlarından biri. film ve dizilerde genellikle siyahilere yapılan zorbalıkları, ırkçılıkları izleriz en iyi ihtimalle bu ırkçılık meselesini kullanıp kendi komünitesini kullanan gangster bir siyahi görüp, siyahların da kötü noktaları varı izleriz. ama burada siyahilerin kendilerini ötekileştirmelerini ve belki uğradıkları haksızlıklardan, ırkçılıklardan belki farklı sebeplerden ama yaptıkları ırkçı yaklaşımları göstermek bence bu filmin artılarından biri. tüm bu yorumların dışında oyunculuklar meselesine söyleyecek tek sözüm yok dizi kendi üzerine katarak sezon sezon ilerliyor 4 sezonda kalmış olmasına üzüldüm bile diyebilirim keşke criminal minds gibi 15 sezon falan sürseymiş... neyse 4. sezona geçmeye hem sabırsızlanıyorum hem de 4. sezona geçip bitirmek istemiyorum bu inciyi.

5. true detective 4. sezon 9/10

tek solukta biten bir başka sezonu oldu... ben true detectivele tanıştığım için gerçekten çok mutluyum... ve 5. sezonu sabırsızlıkla bekleyeceğim... her neyse sezona gelecek olursak j. foster'ın olduğunu duymuştum, bence kraliçe döktürmüş sezon boyu, birçok yerde gıcık bile oldum karaktere dffdjsg. ama bilmediğim şey... gözlerimi alaaaaaaska'da bir kasabada açmaktı... karanlık yapımları izlemek genelde bana zor gelir ama bu sezonun hikayesi de kendisi gibi o kadar karanlıktı ki asssla sırıtmadı hatta gündüzün olması bu hikayeye yakışmazdı diyebiliriz. (sezonu izlerken bol bol sıcak içecekler tüketmeye de özen göstermek gerekiyo öyle ki yer yer diziyi izlerken üşüdüm fsjdksgh.) true detective yapımının sevdiğim bir yanı da her sezonda bir halk hikayesine dokunmaları oldu, bunu ilk sezonda o kadar göze bata bata yapmamışlardı ama sonraki sezonlarda daha ön planda olduğunu söylemek mümkündü AMA BU SEZON... HALK HİKAYESİNİN KENDİSİYDİ VE BEN İZLERKEN BAYILDIM... (ayrıca alaska halkına ve kültürüne karşı da ayrı bir merağım gelişti fgjksd...) söylemeden edemeyeceğim sezonu izlerken kadınlardan oluşan, bence kilit karakterlerin çoğu kadınlardı, bu kadroya da hayran olmamak elde değil. alaska'nın soğuğundan mı yoksa gerçekten insanlarının soğuk kanlı olmasından mıdır nedir dizinin karakterlerine alışmak gerçekten uzun sürdü. hatta öyle ki ben ne leah karakterine ısınabildim ne liz ne nevarro karakterlere alışmak cidden uzun sürdü bu kesinlikle oyunculuklar kötü demek değil elbette oyuncular döktürmüştü hatta belki de bu kadar başarılı oldukları için karakterlere ısınamamışımdır.. belki gerçekten alaska halkı soğuk kanlıdır??? ARAŞTIRMA KONUSU!!! hikayenin içeriği hakkında çok da bir şey söylemek istemiyorum baştan sona harika kurulmuştu, bütün ayrıntılar düşünülmüş ve yapboz eksiksiz tamamlanmıştı ben bu sezonu tekrar aynı zevkle izlerim hatta.. sonunu bilerek izlemek bile bu sezonun büyüsünü bozamaz. sonda söylemem gereken şeyi başta söylemiştim ama sonda tekrar söylüyorum: 5. sezonu sabırrrrrrrrrrrrrrrsızlıkla bekliyorum...

6. mr. mercedes 1. sezon 7/10 2. sezon 6/10

ilk sezonu gerçekten harika olan bir yapım. zaten king uyarlaması diye hatırlıyorum tabii kitapla ne kadar bağlantılı kaldılar bilmiyorum kitabı da incelemek lazım ama senaryo uzatması ise ikinci sezon kesinlikle ilk sezonun gölgesinde kalmış diyebilirim. bir seri katilimiz var ve tabiii ki onun dosyasıyla kafayı bozmuş, kariyerinden olmuş alkolizme kucak açmış bir dedektifimiz. geçişler, hikaye anlatımları beni oldukça tatmin etti çünkü hikayede tümden bir gizem yok en başından beri katil kim biliyoruz ve katilin hayatıyla bakışarak ilerliyoruz sezonda, bradynin yaşadığı durumları görüyoruz ki bence oyuncu o kadar iyi oynamış ki... yani bill karakterinin yerine bir başka biri kesinlikle gelebilir zannımca ama brady'i oynayan oyuncu cuuuuuuk oturmuş, ben başkasını hayal edemedim. bu arada bilmiyorum başka izleyenşer ne düşündü ama bu yapımda en azından ilk iki sezon için katil güzellemesi yapılmadığının altını çizmek isterim. evet yaşadığı istismarlar göz önüne seriliyor ama bunu güzelleyerek yapmadıkları için katile her bölümde gereçek bir katil olarak bakıyorsunuz ve bence o bakış asla geçmiyor. bill karakterine de öyle ısınamıyor insan kötü bir şey olmasını beklemiyor ona ama iyi dileklerle de izlettirmiyor karakter kendisini tam bir gri... üçüncü sezonu da "aralık ayında okuyup aralık ayı izlenenler ve okunanlar" yazımda bu incelemenin noktasını koymak istiyorum.

tiyatrolar

1. köpek kalbi 6/10

uzun bir aradan sonra tiyatroya merhaba dediğim bir oyun oldu. oyunculuklar bence çok kıymetliydi oyunun karanlık atmosferi çok yüksekti böyle bir oyun da izlememiştim diyebilirim. ama biraz fazla uzun tutulduğunu düşünüyorum yer yer sıkıldığım kısımlar oldu 60 dk + 60 dk olacağına 45 dk+ 45 dk yapılsaymış çok daha iyi olurmuş diyeceğim... neyyyyyyyse bundan sonra tiyatrolar bölümüüüü hoşşşş geldiiiin.



2. kısa süren saltanat 8/10

gerçekten izlediğim en başarılı tiyatro oyunlarından biriydi. bursa büyükşehir belediyesi tiyatro oyuncularının eline emeğine ve ayağına sağlık buraya gelip bu müthiş oyunu bizlere sergiledikleri için oyunun bana hissettirdikleri hakkında şunu söyleyebilirim keşşşşşşşşşşşke daha fazla alkışlasaydım... ne kadar alkışlarsam alkışlayayım bu fikrimin baki kalacağına eminim. emeği geçen herkese teşekkürler.


okunanlar

1. sarı yüz- r. f. kuang 8/10

kuang okumak gerçekten kolay bir iş değil diye öteledim durdum bu kitabı. bir süre almayı öteledim, bir süre okumayı ama okumaya başlar başlamaz da elimden bırakamaz oldum. kaung gerçekten yapıyor bu işi. babil'de nasıl robin karakteriyle bize bağ kurdurmayı başardıysa sarı yüz'de june'da daha da hızlı bir şekilde yapıyor bunu. kitabı okumaya başladığımda arkasındaki yazılanları okumadan başlamıştım. iyi ki de öyle yapmışım, kitabın başlangıcı ve gidişatı beni o kadar sürprizlere boğdu ki.... beklediğim her yönü farklı yöne çevirdi, şaşırtmalara doyamadı diyebiliriz. bence bu kitabı babil'den daha kolay okunabilir bir kitap. yani en azından kuang okumaya babil'den başlamamak gerekliymiş bunu fark ettim. babil'i insanlara önerirken dark akademi okumanın zorluğunu anlatmadan, kitabın onu bilgi seline sokacağını ve sıradan, kafa dağıtmak için okunacak türden bir roman olamayacağını söylemek için bin türlü açıklamalarda bulunurken sarı yüz için hiç bu tür açıklamalar yapmadan istediğim kişiye önerip, bu kıymetli yazarla tanıştırabilirim artık. neyse çok dağıldım dfkghsdf kitaba gelirsek. "BURADAN SONRASI SPOILER CANİKOM" dediğim gibi ben arkasındaki yazılanları okumadığım için june ile athenanın hikayesinin gerçekten çok farklı ilerleyeceğini düşünmüştüm. belki de okuduğum satırların beni yönlendirmesiyle bir kaotik quir hikayesi okuyabileceğimi bile düşünmüştüm açıkçası ama öyle olur  mu?? bence öylesi çok beklendik olurdu fghsdf. nitekim olmamış da athena'nın ölümüyle birlikte başladığımız asıl hikaye bizi vicdan azabının koynuna atıverilmiş june hayward'la baş başa bırakıyor. okurken bazen athena'ya hak verirken bazen june'a hak veriyorsunuz. elbette hikaye june açısından aktarıldığı için çoğunlukla june taraflı oluyo okuyucu ama hikaye june ağzından anlatılmış bile olsa june'u sararn vicdan muhasebeleriyle zaman zaman ona kızıyoruz da. fikrim şöyle ki, bu hikaye gerçekten başına gelecek kim varsa june ne yaptıysa aynısını yapardı hatta belki de june'un yaşadığı vicdan savaşını yaşamadan.... o sebeple kitabı okurken sürekli olarak insan olmaya atılan atıflardan, june'un dolayısıyla kuang'ın okuyucuya bunu ifade ediş şeklinden ben haz aldım. finale gelecek olursak, candice'ı aslında june'un kendi başına sardığına inanıyorum yaptıklarıyla, o kadar önemsiz birini o kadar önemsersen kendisini önemli hissetmek için elinden geleni yapar diye yorumlamak istiyorum ben. elbette candice'ın athena'nınhayaleti olduğunu düşünmemiştim hatta bir noktada june'un artık şizofrenik sanrılar yaşadığına ikna olmak üzereydim ki candice ile karşılaştık, şaşırdım mı? hayır. bekliyor muydum? kesinlikle hayır. bu benim için güzel bir final ters köşesi oldu. ben june'un en azından bu işten sıyrılarak hikayesini sonlandıracağına belki yüzde yirmi falan ihtimal veriyorsam geri kalan yüzde seksenlik dilimi yüzde ikisinde falan candice ihtimali vardı. bu sebeple final bölümü benim için gerçekten sürükleyici ve tatmin ediciydi. finalinde bile bir başlangıç vardı.. esasında kuang kitabı boyunca anlatmak istediği şüpheyi june'un okuyuculara söylediği son sözlerde çok güzel ifade etmişti "hep birlikte çamura yuvarlanırız ve ortalık durulduğunda geride bir tek şu soru kalır. 'ya juniper song haklıysa?' ve zamanla, bu benim hikayem olur bir kez daha." 

2. vardiya-hugh howey 8/10

bu serinin ilk kitabını martta okumuştum ve mart ayı izlenenler ve okunanlar yazımda bahsetmiştim. o sebeple çok uzun tutmak istemiyorum ama hikaye gerçekten harika, kitabın hacmini düşününce iyi bir sürede bitirdiğimi düşünüyorum. yoğun geçirdiğim bu ayda yer yer elimden dahi bırakmak istemedim sırf toplu taşımada çok güzel oluyor diye kısa uzun bütün yolları toplu taşımayla arşınladım wool serisini tamamlarken... acayip de zevk aldım. dizinin ilk sezonunu izlemiştim ve ilk sezonu ilk kitabın bir kısmından sonra bitmişti. ikinci kitapta artık solo'nun yaşamına ve silo mimarlarından olan donald'ın yaşamına odaklanıyoruz. böylelikle taşlar yerine yavaş yavaş oturuyor. ama kitapta bir 17. silo bir 18. silo bir 2045'ler derken taşları oturtmak biraz zor olabiliyor ama bu kitabı bence özel kılan özelliklerinden biri de bu zaten. çok fazla uzatmadan son olarak kitabın kapağında justin cronin'in dediği gibi "muazzam bir hayal gücü örneği."

3. toz- hugh howey 8/10

çok fazla şey söylemek istemiyorum ya ben bu kitabın tahmin edilemeyişinden çok memnunum. kesin böyle olacak he ıhıhı diye okudukça farklı bir yönde devam etti kitap. ölmez dediklerim öldü, ölür dediklerimle yola devam ettik, insanlığın çirkinliklerinin her koşulda devam edeceği gözler önüne serildi... ben bu kitaptan razıyım ya.. söyleyecek çok da sözüm yok yepyeni ve müthiş bir bilimkurgu serisiydi beyaz perdede izlemeyi de sabırsızlıkla bekliyorum.






gümrah 3011252228

bu ay nası 31 çekmiyordu ya????