Ana içeriğe atla

aralık ayı izlenenler ve okunanlar



izlenenler

filmler

1. holy motors 6/10

sürreal bir hikaye(?)ye konuk oluyoruz filme başlar başlamaz. birçok güzel sahnesi, birçok güzel mesajı da barındırıyor birbirinden farklı rollere giren karakterle birlikte. filmi izledikten sonra film hakkında bir şeyler söyleyebilmek zor özellikle sürrealizm hakkında bir şeyler okumadan daha da zor. o sebeple kurgu ve inşası hakkında pek bir şey söylemem mümkün olmasa da izlerken "ne izliyorum yahu ben?" sorusunun yanı sıra "şimdi ne olacak peki?" sorusunu daha çok sordurtan bir film. hem hiçbir şey anlayamadım hem de birçok şey anladım... film özelinde yapılan incelemeleri okuduktan sonra da hiçbir şey değişmedi...

2. cloud  atlas 7/10

kitabını bulamayınca artık filmini izleyeyim dediğim o yapım... gerçekten en son bu kadar karışık bir film mr nobody'de izlemiştim sanırım. onu takip edebilmek de çok zordu zamanlar, olaylar, karakterler iç içeydi.. cloud atlasta da öyle. sanırım filmde giriş-gelişme-sonuç yönüyle bakıp bir yorumda bulunmak çok da doğru olmayacaktır. nihayetinde filmin başında son sonunda başlangıç ortasında da son ve başlangıç var... filmi takip etmek her ne kadar zor olsa da 2 saat 50 dakikanın hakkı verilmiş izlerken asssssssla sıkılmadan ekran takibi yaptırmıştır. sinemada izlemek nası hissettirirdi acaba??? BEYNİNDEN DUMANLAR ÇIKAN İNSANLAR görürdüm  muhtemelen en kötü film sonrası gittiğim lavaboda aynaya baktığımda... bu kadar karışık bir film tek izlenişte de nasıl anlaşılsın ki?? her hikayede farklı noktalara değinilmiş ve güzel mesajlar verilmiş acaba kaçırdığım daha neler var filmde?? en az 3 defa izlenilmesi gerektiğine inandığım nadide bir yapım oldu kendisi.

3. catch me if you can 7/10

gerçek bir hayat hikayesinin beyaz perdeye aktarılmış hali olan bu hikayeyi izlemek çok eğlenceliydi. leonardo diCaprio'yu bir pırlanta gibi  parladığı yapımlarda izlemek zaten müthiş bir zevk. hikaye orijinalliğiyle zaten harika... daha ne denir ki, yıllar geçmiş hala bir platforma girdiğinde ilk 10'a yerleşiyor, bütün film bloglarında sahneleri paylaşılıyor, paylaşılmaya da devam edecek... zamansız bir yapım.




4. oculus 6/10

ben korku/gerilim izleyicisiyim ya bir kere daha anladım... aralara o kadar farklı tür film soktum izledim kimisini gerçekten çok sevdim, zevkle izledim... ama şu sonunun başından belli olduğu oculus filmi... işte bu korku/gerilim türü kadar zevk vermedi hiçbiri kjsdfhgs filmin geçmiş ve günümüzle aynı anda gitmesi bazı yapımlarda kafa karışıklığına sebep olurken bu yapımda yetişkin karakterin kafasını çevirdiğinde çocukluk hallerine geçişleri beni kurgu olarak bi hayli tatmin etti. kylie, timbo ile birlikte the house'a gidip kurduğu planı anlattığında sonunun nasıl biteceğini tahmin etmek biraz kolay oldu ama filmin o noktasından sonra da o sona acaba nasıl gelecekleri sorusu güzel bir kurguyla izleyiciyi ekrana kilitlemeyi başarıyor. bilmiyorum son zamanlarda izlediğim filmler hakkında herhangi bir şey bilmeden izliyorum ve olumlu/olumsuz herhangi bir önyargım olmadan izlemeye çalışıyorum. belki de bu yüzden oculus beni tatmin etti. bence ortalama üzeri gerilim/korku yapımı.. oyunculuklar başka seviyede olsaydı belki çok daha iyi noktalarda olacağına eminim...

5. enemy 6/10

verdiği mesajlarla bence bu kadar çok sevildiğine ve övüldüğüne eminim bunun dışında başrol oyuncusu da gerçekten döktürmüş + olarak fransız oyuncu … izlemek de bu yapımın bonusu olmuş benim için ama film boyu kıyıda köşede gördüğümüz tarantulanın finalde KOCAMAN olmasına ihtiyaç var mıydı gerçekten??? tamam yıktı gerçeklik algısını tamam koydu cebine anahtarı açtı kapıyı… ne gerek var böcekfobisi olanları bu kadar tetiklemeye…



6. requiem for a dream 7/10

belki de yaş olarak geç kaldığım bir film, eminim ki lise son, üniversite ilk yıllarda izlemiş olsam beni çok çok daha fazla etkilerdi. filmi izlerken düşünebildiğim tek şey umudun bir insanı nasıl da tüketebileceğiydi. hayatlarımızdaki bağımlılıkların bize nelere mâl olabileceği cidden insanın aklını kaçırtıyor... oyunculuklara, sinematografiye falan zaten söylenecek tek söz yok... konu inanılmaz klişe ama bu klişeyi o kadar yalın ve göz göre göre vermiş ki bütün klişeliğini atmış üzerinden yapım...



7. deja vu 8/10

bir film düşünün sonu en başında aslında var hatta bütün film boyunca aynı sahneleri izliyormuş gibi hissediyorsunuz tıpkı adı gibi dejavularla dolu.... daha fazla yorum yapmak istemiyorum, bayıldım! ayrıca paula patton hayranlığı is began...





8. brick 5/10

bana böylesi gençlik hikâyeleri geçmiyor ya ama bence film de izleyiciye geçsin diye ekstra bir çaba harcamamış hikâyeye bodoslama daldık ve aynı şekilde devam ettik. liseli (?) bebelerin uğraştığı işlere bak... üf bu yaşta böyle şeyler izlerken acayip cringe olup sinirleniyorum. sevmedim.





9. memories of murder 7/10

katilin yakalandığı bir zaman diliminde bu filmi izleyebilmek bence filmi biraz daha katlanabilir kılıyor... yoksa o apppppppptal polis(!) memurlarının yüzünden ömrü boyunca bir seri tecavüzcü/katil pezevenk serbest şekilde hayatına devam ettiği düşüncesiyle kahrolur biterdim... hayır adam müebbet yemiş ama on bir kadının tecavüzü ve on kadının ki içlerinden biri sanırım ÇOCUK cinayetinden yargılanamadı ya bu aptallar yüzünden....... yok neymiş davaya bakan dedektif filmin sonunda bilerek kameraya bakıyomuş, ulan aptal herif gözüme bak ben adamı gözünden tanırım diye dolaşacağına işini düzgün yapsaydın ya... bana samimi falan gelmiyor o puştun o katili aşamaması.. hasssssssssssiktir oradan yani. sinir kattı bana bu film. zaten kore kültüründen pek hoşlanmamakla birlikte erkeklerinden iğreniyorum... ziyadesiyle tiksindim bu yapımla da. biraz daha izlemek istemem uzak doğu yapımı bir film. yönetmenin açısı çok iyiydi bu arada zaten yılllar sonra parazit filmiyle kaptı ödülleri kendi noktasını koydu.

10. the next three days 6/10

film kesinlikle güzel bir film ona şüphe yok hikaye de ilginç sadece biraz daha sebepler öne sürülebilirdi. kadın neden tutuklandı? flashback sahneleriyle geçiştirildi bazen diyaloglarla desteklendi ama bu kısım biraz havada kaldı. ve asıl katil kimdi ve neden öldürdü? sonda gördüğümüze göre kesik bir eldiven giyiyordu onun parmak izi nasıl ve neden cinayet aletinde çıkmadı? gibi gibi birçok yorum filmin bu noktasına yapılabilir bir diğer yorum ise adamın başaramayacağına inanmamız... film bizi buna o kadar çok itiyor ki son ana dek başaracağına inanmıyoruz hatta film bittiğinde bile ben bittiğini anlamadım nası yani gerçekten başardı mı? dedim fkjgshfdg bunu bilinçli şekilde yaptıklarına eminim. aksiyonu ve gerilimi kesinlikle yerindeydi ama 2 saat? bilmiyorum maksimum jenerik menerik işledikleri bu hikayeye 1 saat 45 dakika 00 saniye kesinlikle yeterliydi... heee ama katilin sebeplerini vs. görüp nasıl kaçabildiğini de görseydik belki 2 saat 00 dakika 00 saniyeye tamam diyebilirdim.. 7/10 vermememin tek sebebi bu zaman problemi, gerilim kesinlikle dozundaydı ama bazı sahneler gereksiz uzatılmıştı ve offf puff isteği uyandırdı.. sırf gerilim konusu ve tonu iyi diye bir film bu kadar uzatılmamalıydı.

11. lucky number slevin 7/10

aksiyon ve mizah bir arada! üzerine bir şey söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama acayip eğlendiğim bir yapım oldu. en azından ben bol bol güldüm. hikâyenin zekice kurgulanmasına ve slevin'in herkesi nasıl da aptal yerine aldığına acayip tav oldum fgsdf tamam en başta goodkat tarafından aktarılan o hikâyenin bir yere bağlanmasını beklemiştim ama böyle bir hikâye?? hayır.. ben bile slevin'in sadece yanlış zamanda yanlış bir yerde olan masum şanssız biri olduğuna inanmıştım kjgsfdg APTAL HİSSEDİLİOR... neyse sonu güzel bittiği için mutluyum.



12. the conjuring 7/10

çok iyi bir korku serisinin çooook iyi bir başlangıç filmi... üzerine söylenecek pek söz yok bence. seneler önce ödüm patlaya patlaya izlemiştim bu izleyişimde arkadaşım sağ olsun kahkaha atarak izledim fdjsghd KEYİFLİ BİR NOEL AKŞAMINA YARAŞIR BİR KORKU FİLMİ SEÇİMİYDİ...





13. the others 7/10

nicole kidman... gerçekten büyüleyici bir kadın film boyu döktürmüş, bütün duygularını hissettim.. soğukluğu, hüznü, pişmanlığı, korkusu, endişesi, tedirginliği.. bütün duygular geçti bana. çocuk oyuncular da zaten bir o kadar iyilerdi. filmi ikinci dünya savaşı dönemi bir savaş filmi zannederken nelerle karşılaştık öyle. filmin aslı esasında son 2 dakikada veriliyor. çok farklı bir bakış açısıyla izledik filmi. ruhani varlıkları gönül gözü açık olanların görebildiği söylenir fani dünyada ancak peki ya ruhani varlıkların da fanileri görebilmeleri için, iletişim kurabilmeleri için gönül gözlerinin açık olması gibi bir şeye ihtiyaçları varsa? inanmak... her şeyin temelinde yatan şey bu inanç... birkaç ters köşe bekliyordum ama böylesine ı ıh.. kesinlikle harika bir film, yıl bitmeden izlediğim için mutluyum.

 

diziler

1. mr. mercedes (3. sezon)  5/10

ilk iki sezona göre kötü hatta vasat başlayan sırf bu  iş tuttu bir sezon daha çekelim kafasıyla çekildiğine inandığım... king'in kitabında bu kısımlar var mıydı? varsa nası yazdı, nası ele aldı bakmak gerekir tabii. ama umarım yoktur. yani mükemmel bir hikayenin sakız gibi uzatılmasından hoşlanmadım... sevdiğim, son zamanların en beğendiğim dizisi final sezonuyla sıçtı sıvadı. neyse tüm bu ilk sezon eetkilerinden kurtulup son sezon hakkında bir yorum yapmam gerekirse, hikayeye izleyici olarak bağlanmak biraz zor olsa da ben saaaadece final bölümünü çok sevdim. AMA CİDDEN MADEM 3 PART BİR İŞ ÇIKARTMAK İSTİYORSUNUZ SERİ 3 FİLM YAPSAYDINIZ??? 3. SEZON OLMAMIŞ BACIM, ÇOK UZUN ÇOK.

2. kral kaybederse (2. sezon/final sezonu) 7/10

krall... kenan baran... hikaye beni çok yaraladı gerçekten. gökçe bahadır geldi final sezonuna diye koştur koştur başladığım gökçe'nin gelişine yetiştiğim bu dizi 2 bölümcük gökçe bahadır'ı göstererek beni kandırmasına koyduğum gönlü hikayenin iyiliğiyle göz ardı edeceğim... gülseren budayıcıoğlu hakında bilmiyorum nedense çok nötrüm bir yanım anlattığı hikayelere bayılırken bir yanım da bunun etik olmadığı yönünde tıpkı sosyal medya gibi ikiye bölünmüş durumdayım bu konuda bu sebeple bu hislerimi bir kenara koyup oturup izledim kral kaybederse dizisini. önceki sezonlar hakkında yazmıştım zaten bu son hakkında ise birkaç şey söylemek istiyorum... evet herkes gibi ben de krala yani kenan baran'a gerçekten çok üzülenlerdenim, ama göz yaşı döktüğüm kesinlikle fadime oldu. kenana üzüldüğüm nokta onca yaptığı iyiliklerin karşısında kibrine yenik düştükten sonra dostları dediği insanlar tarafından yapayalnız bırakılmış olması... yani dizinin izleyicileri mezarına gelmelerine bi hayli sinirlenmiş ismail'in bakışına da çok hak vermişler ama ben de ismail'e hak vermekle birlikte kenan baran gibi bir adamın yapayalnız gömülmesine daha çok üzüleceğimi düşünmekteyim. kenan sonlara doğru iyileşmiş ve kendi deyimiyle yaptığı kötülüklerin yanına bir iki iyilik sığdırıp göçmüştü bu dünyadan. kibrini ve kendini yenmiş kenanın eski dostlarını da affedeceği kanaatindeyim o sebeple mezarının başlarında olmalarını yadırgamıyorum. fadi'ye gelecek olursak... bu hikayenin başında elbette ki en çok handan'a üzülmüştüm ama sonra handan'ın da bir hastalığı olduğu gerçeğiyle yüzleştim özellikle düşürdüğü bebekten sonra kenanla kalmaya devam etmesi onunda bir kenan baran bağımlısı olduğunun kanıtıydı. onca öfke ve nefrete rağmen onunla kalmak onsuz kalmaktan daha kolay oldu handan için. fadi.. fadi  hayatının başından beri ötelenmiş, itilmiş, kakılmış kendi anası, babası tarafından zerre sevgi gösterilmeden büyümüş bir kız çocuğunun ona el uzatan bu krala hayran olmasını asla yadırgamıyorum.. yadırgayamıyorum... aşık olmasına da bir şey diyemiyorum elbette böylesi bir hayranlığın bir noktadan sonra aşka dönüşmesi çok olası elbette o kadar da yakınken hayran duyulan kişiye ama aşk yaşamasına son noktaya kadar kızıyorum... hele ki huyunu suyunu bildiğin adamın seni onnnnn yıl oyalamasına izin verecek kadar. fadi'ye kızan belki çok olmuştur ama mezarına bile herkesten sonra gelmek zorunda kalan bir metres haline düşürdü kenan ve o onu... evet kenan ona el uzattı belki de ona hiçbir zaman elde edemeyeceği iyilikler yaptı bir hayat kurmasına o hayatta yükselmesine ön ayak oldu ama yine o kenan yüzünden ömrü boyunca hep ötelendi, itildi, kakıldı... arkasından konuşanlara kafasını kaldırıp tek bir söz edemedi... kenan'ın verdiği hayatı belki zenginlikle, refahla, FATOŞ HANIM adıyla yaşadı ama sürekli tekmelenen fadime ruhundan asla kurtulamadı, mezara sonradan gelişi ise bunun son kanıtıydı...

3. düğüm 7/10

berguzel korel'in müge anlı tarzı bir program sunucusu olduğunu gördüğümüz bu dizide sıkı bir müge anlı izleyicisi olarak dizinin puzzleını yapmak acayip zevk verdi. dizi boyunca verilen görsel mesajların birazzz fazla abartıldığı kanaatindeyim örneğin ilk bölümde ödül almaya giden neslihan turhan'ın bemmmmmmmmmmmmmmmmbeyaz giyinmesi ve oğlunun yediği boku öğrendiği dakika üzerinin çamur olması bence gayet güzel bir göndermeydi. izleyiciye aha lekelendi bakalım ne gibi kirlilikler izleyeceğiz dedirtti zaten ama dizinin ilerleyen bölümlerinde aynı göndermeyi birkaç kez yapıyorlar neden bu kadar çok yaptılar bu göndermeyi pek bilmiyorum bence ilk yerdeki gayet iyi ve yeterli bir göndermeydi. bunun dışında sıkı bir müge izleyicisi ya da iyi bir izleyici diziyi izlerken senaristlerin bıraktığı ekmek kırıntılarını toplayıp dizinin sonunu az çok tahmin edebilir o sebeple sonuna vaaaaaaaaooovvv olmuyor ama o kadar gerek hayattan bir son ki ister istemez etkiliyor izleyiciyi. neslihan karakterinin sonda yaptığı özeleştiri de çok yerinde olmuş... ben sevdim, final sahnesi 2. sezona çok açık bir şekilde göz kırpmış birce akalay'a bayılmama rağmen ben mezarlık dizisini izlerken bu kadar zevk almamıştım. anladığım kadarıyla uzamaya devam ederse 2-3 sezon cinayet çözeceğiz. beklemedeyiz. 

4. adolescence 

o kadar herkes izle dedi ki bu diziyi... ÖYKÜ BİLE izlemiş fkdsglfd ben de yıl bitmeedenn izleeyeyim dedim.







tiyatrolar

1. yaftalı tabut 6/10

yaftalı tabut... günün anlam ve önemine binaen bence güzel bir oyun tercihi  oldu benim için. fatma nudiye hanım ve dönemdaşlarını izlemek, belki de dönemin içinde hissetmek.. keyifliydi. oyuncuların hepsinin kadın olması ve her birinin fatma nudiye hanımın hayatının bir dönemini canlandırması fikri güzeldi. bu oyunda başrol oyuncu diye bir şey yoktu kesinlikle birden fazla karakter canlandıran oyuncular vardı... hepsi de başrol gibi döktürdü gerçekten. tek dileğim bu oyunu tek perde değil de iki perde de izlemek olurdu...



2. ölü ozanlar derneği 6/10

bir süredir gözüme çarpan oyunun 202. sahnesini izledik. e zaten başarılı bir oyun olmasa 202. sahnesi olamazdı. kalabalık bir kadro kalabalık bir izleyiciyle kavuştu. kitabını okumuş, filmini izlemiş biri olarak oyunda beni nelerin beklediğini gayet iyi biliyordum ama yine yine ve yine etkilendim, yer yer tüylerim diken diken oldu... 



3. yaşamak mı ölmek mi? 8/10

belki de yılın son tiyatrosuydu benim için... ama yılı böyle güzel bir sonla kapattığım için mutluyum. oyun çok uzundu ama buna rağmen kopmalar yaşamadım desem yeridir. oyun içinde oyun içinde oyunnnnn oyunlar... ben yazılan hikayeyi zaten çok başarılı buldum ama bu hikayeyi daha da değerli hale getiren oyunculuklar... ayakta alkışlanmayı hak eden bir oyundu gereken yapıldı. bir daha izlenir mi? kesinlikle..




okunanlar

1. doğal roman- georgi gospodinov 7/10

adı üzerinde doğal roman değil mi? hiç de bile... doğal bir romanda olması gereken ne varsa bu romanda yok... gerçekten okuması oldukça keyifli ama takip etmesi de bir o kadar zor... sanırım yazarın tarzı bu, bir önceki kitabında da buna rastlamıştım; olaylar, zamanlar hep iç içe geçmiş nerde ve hangi zamanda olduğuma kestirmekte zorlanmıştım, bu kitapta bunu daha fazla hissettim, karakterlerin isimlerinin yazarın ismiyle aynı olmasının da etkisi vardır eminim ama ben nerde kimin hikayesini okuduğumun ayrımından uzaklaştım zaman zaman dhgfsdgdsdf. temkinli okumak gerekli yoksa yazarın anlam deryasından uzaklaşmamak mümkün değil.

2. hüznün fiziği- georgi gospodinov 7/10

bu kitabını okumadan önce söyleşisine katılıp, kitabı imzalatmıştım gospodinov'a. hüznün fiziği kitabına labirent gibi bir imza atmıştı, atarken de ilgimi çekmişti merak etmiştim.. kitabı okurken anladım. çıktığım bu labirent yolculuğu oldukça bilgi doluydu... mitolojiden halk hikayesine, batıl inançlara kadar her şeyi barındıran bu roman için kitabın arkasında yazan şu satırlar çok gerçek ve gayet yeterli: "g. gospodinov'un dönemden döneme, hikâyeden hikâyeye atlayarak ince ince kurduğu bir labirent-roman hüznün fiziği. romanın anlatıcısı, başkalarının zihinlerine nüfuz edip onların yaşadıklarını yaşayabilen bir adam." gerçekte böyle bir adam olabilme ihtimalini düşünsenize?? dünyanın tüm acıları içinde, minotor'dan sana... katlanılabilir mi?

3. yokluğun haritaları- georgi gospodinov 7/10

söyleşisi esnasında gospodinov şiir yazmayı çok sevdiğini ama yayıncıların şiir kitabı basmaktan çok hoşlanmadıklarını bu sebeple romanlarında şiir kaçakçılığı yaparak aralara şiirlerinden sıkıştırdığını ifade etmişti... kalemi kuvvetli olan yazarın şairliği de bir o kadar kuvvetli, bana orhan veli'yi andırdı... ben gospodinovdan alıntılar diye bir yazı yazıcam sanırım buraya linklerim ----> ÜZERİME TIKLA VE ALINTILARA ULAŞ




4. zaman sığınağı- georgi gospodinov 7/10

şimdi söyleşide söyledikleri daha da anlamlaşıyor zihnimin anı merkezinde... geçmiş kliniği çok ilginç bir deneyimdi. gospodinov'un siyasi bir yanı olduğunu bu kitabı okurken fark etmemek elde değil. geçmişi birçok yönüyle ele alırken siyasi açısıyla ele almayı asla ihmal etmiyor, kitap içerisindeki referandumun sonuçlarının da dönemin siyasi koşullarına göre çıkmasını bekliyor. kitap içerisinde müthiş bir dünya tarihi(?) belki minik bir dünya tarihi var diyebiliriz. romantik bir hikaye okuyacağımı düşünen bana şok sebebi oldu tabii kitap içeriği... kesinlikle pozitif yönde. saat öğleden sonra 3 artık benim için de çok özel olacak ve geçmiş referandumuna katılsam acaba hangi yılı seçerdim? ÜLKEYE GÖRE DEĞİŞİR HOCAM.

5. noel günleri- jeanette winterson 7/10

okuması keyifli bir noel kitabıydı... yılın bu zamanına bıraktığım için mutluyum... yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum, dilini ve hikâye anlatışını çok sevdim... noel günleri birbirinden bağımsız noel hikâyelerinden oluşuyor bu birbirinden bağımsız hikâyeleri birbirine bağlayan ise yazarın ta kendisi... ya da mr. winterson mı demeliyim? hikâyeleri okurken yazardan parçalar görmek ve yazarın yaşamını okuyana dek bu parçaları aslında çok da net anlayamamak sadece kurgu olduklarını farz etmek oldukça olası... bence kitabı daha da etkileyici kılan bir nokta. yılın sadece noel vakitlerinde sevgiyi hissetmiş, sevgi dolmuş ve mutlu olmuş küçük kızından kısa noel hikâyeleri ve tarifleri... umarım hepsini bir gün deneyebilirim. ayrıca söylemeden edemeyeceğim... O NASIL BİR SON HİKÂYEDİR?? KALBİM DAYANMADI WİNTERSON.

gümrah3112252305, yılın son izlenen ve okunanları.