"bütün gece kanepeye çakılı kaldım. kafam bomboştu, zihnim ecel şerbetini içmiş gibiydi. nihayet eve döndüğünde gün ağarıyordu. uyuduğumu düşündüğünden kapıyı ihtiyatla açtı ve kanepede oturduğumu görünce bir an ne yapacağını bilemedi. ardından çekinerek de olsa gelip yanıma oturdu.
daima fazlasıyla kendinden emin biri olan karımı ilk kez öyle çekingen görüyordum. kaygıyla başını öne eğmiş, titrek bir sesle bana, adamın boşandığından ve bunu kendisi için yaptığından bahsetti. bu durumda, onunla birlikte olması gerektiğine inanıyordu, zira ikisinin fikirleri birbirleriyle mutlak bir ahenk içindeydi. tek kelime etmedim. bunun üzerine adamın onun için boşanmış olduğunu yineledi. ses tonundaki vurguya rağmen, ben onun için pekâlâ her erkeğin eşinden boşanmayı göze alabileceğini düşündüm. ağzımı açıp tek kelime edemesem de onu çoktan kaybettiğimi görüyordum. benimle yalnızca huzurlu ve sıradan bir hayat sürmekten öteye geçemeyecekken, o adamla iş hayatında yepyeni bir sayfa açabilecekti, onu anlayabiliyordum. aslına bakılırsa, ta altı ay önce içten içe benden ayrılacağını hissetmiştim. altı aydır süregelen bu öngörüm günden güne güçlenmiş ve nihayetinde gerçek olmuştu.
derin bir nefes alarak, "boşanalım," dedi.
ben de "peki," dedim.
fakat hemen ardından gözyaşlarıma hâkim olamadım. ayrılmak istemediğim halde, onu yanımda tutabilecek dirayetten yoksundum. başını kaldırıp ağladığımı görünce, o da ağlamaya başladı ve bir yandan gözyaşlarını silerek, "özür dilerim... özür dilerim..." dedi.
ben de gözyaşlarımı silerek, "özür dilemene gerek yok," dedim." (s.50-51) (ikinci gün)
"aklı bir kez çıkmaza girmeyegörsün, hayatta huzur bulamazdı." (s.73) (üçüncü gün)
"ben gidiyorum," dedi.
"peki," dedim." (s.75) (üçüncü gün)
"karla karışık yağmur gözlerimin önünde savrulsa da gözlerime ve bedenime değmiyordu. onun da usulca çekip gitmekte olduğunu anlamıştım. ben hala aynı taşın üzerinde oturadurayım, anılarım bu karmakarışık dünyada dört nala koşturuyordu." (s.85) (üçüncü gün)
"ölümden korkmuyorum, hem de hiç korkmuyorum," dedi.
korktuğum tek şey, seni bir daha görememek." (s.96) (üçüncü gün)
"karmakarışık anıların arasından çıkmak, tıpkı sık bir ortamdan çıkak gibidir. yorgun zihnim dinlenmeye çekilse de bedenim hâlâ ilerlemeye devam ediyordu. sonsuz bir karmaşanın, derin bir boşluğun içinde yürüyordum. ne gökte uçan bir kuş ne suda yüzen bir balık ne de toprakta filizlenen bir bitki vardı." (s. 109) (üçüncü gün)
gümrah, 510251947
.jpeg)